Meme Kanserinde Risk Faktörleri ve Meme Kanseri Ameliyatı

Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Son yıllarda, tanı ve tedavisindeki gelişmeler hastalar açısından yüz güldüren sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Tedavideki başarının artmasının temelinde toplumdaki farkındalık ve erken tanı konulması yatmaktadır. Buna rağmen, meme kanserine yol açan risk faktörleri ve meme kanseri ameliyatı konularında doğru olduğu sanılan bazı yanlış inançlar mevcuttur. Toplumun meme kanseri konusunda doğrularla aydınlatılması ve erken tanı, tedavi başarısının artırılması için önemlidir.

Meme Kanseri Belirtileri

Meme kanseri tarama amaçlı yapılan görüntüleme tetkiklerinde (mamografi) belirti vermeden saptanabileceği gibi, kişinin kendi kendine muayenesi veya doktor muayenesi sırasında da saptanabilir. Memede hissedilen şişlikler meme kanseri belirtisi olabilmektedir. Ayrıca, meme cildinde renk ve şekil değişikliği, meme başının içe dönmesi, meme başından özellikle kanlı akıntı olması, meme kanseri açısından şüpheli bulgulardır. Koltuk altında ortaya çıkan şişlikler de meme kanserinin belirtisi olabilir. Kendi kendine meme muayenesi sırasında koltuk altlarının muayenesi ihmal edilmemelidir.

Meme Kanseri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Şeker içeren besinleri fazla tüketmek meme kanserine neden olur mu?

Kanser hücrelerinin şekeri (glukoz) normal hücrelere göre daha fazla tükettiği deneysel çalışmalarda gösterilmesine karşılık, klinik çalışmalarda daha fazla şeker tüketmenin meme kanserinin seyrini kötü etkilediğine dair bir sonuca varılamamıştır. Genel olarak, kilo alımı vücutta yağ dokusunun artışına ve meme kanserini olumsuz etkileyebilecek östrojen hormonu yapımının artışına neden olur. Özellikle menopoz döneminde olan kadınlarda fazla yağ dokusu östrojenin vücuttaki tek kaynağıdır. Bu nedenle kilo alımına dikkat edilmesi gereklidir.

Ailede bir akrabanın meme kanseri olması meme kanseri olma riskini artırır mı?

Meme kanserlerinin %10-15’i genetik ve ailesel olmaktadır. Meme kanserinde ailesel risk artışı için belirlenmiş kriterler mevcuttur. Bu kriterlere göre ailede kişinin birinci ve ikinci derece akrabalarından (anne, kız kardeş, teyze, hala, kuzen) en az 2’sinde meme kanseri saptanması gerekir. Ayrıca, ailede yumurtalık, rahim, prostat, pankreas kanseri gibi kanserlere sık rastlanması da ileri tetkiklerin yapılması için bir uyarı niteliğindedir.

Ailede erkeklerde meme kanseri görülmesi ve kadınlarda iki taraflı meme kanseri saptanması, riski artıran diğer faktörlerdir. Gerçek risk ise ancak genetik danışmanlık sonucu yapılacak genetik testlerle belirlenebilir. Genetik testlerin pozitif olması yaşam boyu meme kanserine yakalanma olasılığını %70-80’e yükseltir. Meme kanserinde BRCA 1 ve 2 genlerinde ortaya çıkan bozulmalar asıl genetik bozukluğu oluşturmaktadır. Bu genlerin yanı sıra diğer ilgili kanserler için önemli olan genleri de içeren gen panellerinin çalışılması, kişinin riskinin belirlenmesinde daha ön plana çıkmaktadır.

Meme kanseri genç yaşlarda görülür mü?

Meme kanseri yaş ilerledikçe daha fazla saptanan bir kanser türü olmasına karşın, ülkemizde 35 yaş altında tanı konulan meme kanseri hasta sayısı artmaktadır. Resmi meme kanseri tarama programında mamografi çektirme yaşının 49’dan 40’a indirilmesi, bu bulgunun doğruluğuna işaret etmektedir. Genç yaşta görülen meme kanserinin nedenleri saptanması zor olmakla birlikte, toplumun beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve kilolu bireylerin sayısının toplumda artması dikkat çekicidir.

Memede kistleri (fibrokistik hastalık) kanser riskini artırır mı?

Memede saptanan kistlerin %90-95’i sıvı içeren basit keseciklerdir. Bu tipteki kistlerin 6 ay-1 yıl arayla izlenmesi gerekmektedir. Daha az oranda karşılaşılan karmaşık (kompleks) kistler ise sıvının yanı sıra katı (solid) alanlar da içerdiğinden, ileri tetkikler gerekebilmektedir. Yapılması önerilen ileri tetkikler memenin Manyetik Rezonans görüntülemesi (MR) ve iğne biyopsisi olabilir. İğne biyopsisi ile hem kist içindeki sıvı boşaltılır hem de kistin katı kısımlarından patolojik inceleme için örnek alınabilir.

Memede saptanan kitleden biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden olur mu?

Memeye yapılan biyopsi sırasında ve sonrasında meme kanserinin yayılma riski çok düşüktür. Meme kanseri tanısı ilk aşamada kalın iğne biyopsisi ile konulur ve bu tip biyopsi açık cerrahi biyopsiye kıyasla herhangi bir yayılma riski taşımamaktadır. Ayrıca, cerrahlar meme kanseri ameliyatı sırasında kanser hücrelerinin yayılmasını önlemek için özel teknikler kullanırlar.

Meme kanseri teşhis edilen kadınlarda mastektomi ameliyatı (memenin tamamının alınması) mutlaka gerekir mi?

Meme kanserinin tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemler yıllar içinde herkes için aynı olan radikal yöntemlerden hasta ve tümöre özel yöntemlere doğru değişim göstermiştir. Meme kanserinde kanserli bölgeyi ve lenf bezlerini ameliyatla çıkartmak, ilk tedavi yaklaşımıdır. Cerrahi tedavi uygulanabilen erken evre tümörlerde prognoz daha iyi ve sağkalım süresi daha uzun olmaktadır.

Son 30-35 yılda yapılan çalışmalar, hastaların %70-80’inde meme korunarak tümörün güvenli bir şekilde çıkartılabileceğini göstermiştir. Meme koruyucu cerrahi ameliyatı yapılan kadınların geride kalan meme dokusunda tümör nüksü olmaması için koruma amaçlı ışın tedavisi (radyoterapi) alması gerekmektedir. Meme boyutuna göre tümörü büyük olan hastalarda ameliyat öncesi ilaç tedavisiyle (kemoterapi veya hormon tedavisi) tümör boyutu azaltılarak meme koruyucu cerrahi yapılabilmektedir.

Meme kanseri için uygulanan meme koruyucu cerrahi sonrası, estetik açıdan iyi sonuçlar elde edilebilir mi?

1990’lı yıllardan sonra meme kanserinin tedavisinde meme koruyucu cerrahinin artan oranlarda uygulanması, hastalar arasında estetik kaygıları da ön plana çıkarmıştır. Bunun sonucunda, ameliyat sırasında ameliyat edilen meme içindeki dokuların yer değiştirmesi temeline dayanan onkoplastik cerrahi teknikleri geliştirilmiştir. Bu teknikler kullanılarak memede mevcut olan daha büyük tümörler güvenli cerrahi sınırlar sağlanarak ve daha iyi estetik sonuçlar elde edilerek çıkartılabilmektedir. Hastalar tarafından yapılan değerlendirmeler, onkoplastik cerrahi konusunda deneyimli meme cerrahları tarafından yapılan ameliyatların estetik açıdan daha tatminkar sonuçlar verdiğini göstermiştir.

Meme kanserinde koltuk altına yönelik ameliyattan sonra her zaman o taraftaki kolda şişlik (lenfödem) olur mu?

Son yıllarda, meme koruyucu cerrahiye benzer şekilde, koltuk altına yönelik yapılan ameliyatlar da artık daha sınırlıdır. Koltuk altı ameliyatında ameliyat öncesi mavi boya ve radyoaktif madde ile işaretlenen lenf bezleri bulunup çıkartılmakta ve ameliyat sırasında patoloji uzmanı tarafından incelenmektedir. Eğer lenf bezlerinde meme kanseri yayılımı saptanmazsa, ameliyata devam edilmemektedir. Koltuk altındaki lenf bezlerinin tamamı ancak hastalığın o bölgeye yayıldığının kanıtlanması sonucunda çıkartılır. Bu şekilde, gereksiz koltuk altı ameliyatları ve kolda oluşacak şişlikler (lenfödem) azalmaktadır.

Meme kanserinde risk azaltıcı cerrahi ne anlama gelmektedir?

Kanser cerrahisinde son yıllarda giderek artan sayıda risk azaltıcı cerrahi de yapılmaktadır. Risk azaltıcı cerrahi kanser oluşma riski taşıyan bireylerde tanı yöntemleriyle herhangi bir kanser saptanmadan ilgili organa yönelik cerrahi uygulamak anlamına gelir.

Meme kanserinde risk azaltıcı cerrahi yapılabilmesi için, meme kanserinin oluşumunda rol oynayan ve kanser oluşum riskini artırdığı kanıtlanan genlerde değişiklik saptanması gereklidir. Kansere neden olan genlerde değişiklik saptanan kişilerde risk azaltılması amacıyla her iki memenin boşaltılması gereklidir. Meme kanserinde BRCA1 ve BRCA2 genlerinde saptanacak bozukluklar, risk azaltıcı cerrahi kararının alınmasında rol oynar.

Bu yazı Prof. Dr. Can Atalay tarafından hazırlanmıştır.

Daha ayrıntılı bilgi için Genel Cerrahi Bölümü ile iletişime geçebilirsiniz.