Koronavirüs ve duygusal yeme problemi

Koronavirüs salgını nedeniyle hepimiz oldukça stresli bir dönem geçiriyoruz. Bilinmezlik ve sağlıkla ilgili kaygılar başta olmak üzere zorlu duygular yaşıyoruz. Korunmak ve sevdiklerimizi korumak için evde kalıyoruz. Ev şimdilik güvende hissettirse de dışarıdaki tehlike devam ediyor. Bu nedenle bedenimiz sürekli stres hormonu salgılıyor.

Birçok kişinin bu stresle baş edebilmesini sağlayan, kıtlık endişesinde olduğu gibi yemek yemek. Bu nedenle de evde kalınan bu süreçte yeme miktarlarında artışın görülmesi, normalde sıklıkla tüketilmeyen çeşitlilikte gıdalar tüketilmesi anlaşılır bir durum.

Duygusal yeme nasıl ortaya çıkıyor?

Bu dönemde yeme atakları artabilir, “evde ve güvendeyim” hissini doğrulamak için kurabiyeler, kekler, börekler yapıp yenebilir. Öfkelilik halini yatıştırmak için ise ses çıkaran yiyecekler, kuruyemişler, cipsler, abur cuburlar tüketilebilir.

Neden yemek yemeye yöneliyoruz?

Bu dönemde yoğun olarak hissedilen duygular kaygı ve korkudur. Hastalık kapma korkusu, sevdiklerinden yoksun kalma korkusu, özgürlüğün kısıtlanması, her şeyden sağ salim çıkılsa bile ardından gelecek ekonomik zorluklarla ilgili korkular…

Korku devreye girdiğinde vücutta stres hormonu olan kortizol salgılanmaya başlar ve beyin “savaş ya da kaç” emri verir. Vücut bu hormonu yatıştırmak için çeşitli yollar arar. Bu durumda yemek yemek yatıştırıcı, sakinleştirici, dikkat dağıtıcı etkileri nedeniyle stresle baş etmek için bir yol olarak tercih edilir.

Duygusal açlık ve fiziksel açlığı nasıl ayırt edebiliriz?

Duygusal açlık ile fiziksel açlığı ayırt edebilmek için değişen yemek düzeni izlenebilir. Eğer kişi eski yeme düzeninden farklı olarak aniden ortaya çıkan açlıklar yaşıyorsa, daha çok karbonhidrat ve basit şeker içeren tatlılar, hamur işleri, abur cuburlar gibi yiyeceklere yöneliyorsa, yediği miktar kendisini rahatsız ediyorsa duygusal açlıktan söz edilebilir.

Bununla baş edebilmek için yeme dürtüsü geldiğinde hangi duygunun yeme dürtüsünü arttırdığını izlemeye çalışmak önemlidir. Bunlar kaygı, korku, boşluk, yalnızlık gibi duygular olabilir. Bununla birlikte vücuttaki duyumların neler olduğu izlenebilir.

Duygulardaki değişiklikleri ve bedendeki duyumları tanımaya başladıkça gerçek ihtiyaçları karşılamak için alternatifler üretmek daha kolay bir hal alır. Örneğin yalnızlık hissi geldiğinde sevdikleriyle konuşmak, kaygı arttığında bedeni sakinleştirmek için nefes egzersizleri yapmak gibi. Yedikten sonra suçluluk duygusu gelirse bunun sadece bir durum olduğunu hatırlatıp kendine karşı şefkatli davranmak önemlidir.

Duygusal yeme konusunda ne yapabiliriz?

Evde kalınan bu dönem içinde ruhsal dayanıklılığı arttırabilmek için öncelikle negatif bilgi akışını aza indirmek, güvenilir kaynaklardan günde en fazla bir iki kez bilgi almak yeterlidir.

Zaman zaman umutsuz, çaresiz, kaygılı hissedebileceğimizi kabul etmek ve duygulara yer açmak önemlidir. Duygularımızı bize iyi geleceğini düşündüğümüz kişilerle paylaşmak ve birbirimize umut aşılamak önemlidir.

Ayrıca negatif düşünceler ve senaryolar arttığında beden taraması yaparak zihni ana getirmek iyi bir başa çıkma mekanizması olabilir. Evde yapılacak egzersizler, günlük yemek yapma, çalışma planı, ev işleri gibi rutinlerin gün içinde yapılması önemlidir. Sevdiklerimizle görüntülü de olsa temasa devam etmek ve daha iyi bir dünyayı hayal ederek umudu beslemek iyi hissettirir.

Bu yazı  Uzm. Psikolog Banu Şahin tarafından hazırlanmıştır. 

Daha ayrıntılı bilgi için Psikoloji Bölümü ile iletişime geçebilirsiniz.