Göz tansiyonu (Glokom) nedir? Tedavisi nasıldır?

Göz tansiyonu nedir?

Göz tansiyonu adıyla da bilinen Glokom, göz sinirinin hasarıyla giden ilerleyici bir göz hastalığıdır. Genel olarak göz içindeki sıvı basıncının görmeyi sağlayan göz sinirine zarar verebilecek düzeyde yüksek olması nedeniyle ortaya çıkar. Tedavi edilmezse göz sinirinde oluşan hasar total görme kaybına yol açabilir.

Göz tansiyonu ne sıklıkla görülür?

Göz tansiyonu tüm dünyada en sık kalıcı görme kaybı nedenidir ve 40 yaşın üzerinde yaklaşık olarak her 40 kişiden birinde görülür. Hastalık ortalama olarak ortaya çıktığı yaklaşık 4 kişiden birinde tek gözde ve 10 kişiden birinde de her iki gözde kalıcı körlüğe sebep olabilir.

Dünyada 2010 yılında, yaklaşık olarak 64 milyon kişide olduğu düşünülen Glokom hastalığının 2020 yılında 76 milyon ve 2040 yılında 111 milyon kişide görülmesi beklenmektedir. 2010 yılında yaklaşık olarak 8.4 milyon olan Glokom’a bağlı her iki gözde tamamen görme kaybının, 2020 yılında 11.1 milyon kişiye ulaşacağı düşünülmektedir.

Glokom’un tüm dünyadaki yaygınlığı ve insan sağlığı üzerindeki önemli etkisi nedeniyle hastalık konusunda daha bilinçli olunmasını sağlamak amacıyla, her yıl 12 Mart “Dünya Glokom Günü” ve Mart ayının bir haftası da “Dünya Glokom Haftası” olarak kabul edilmiştir. Bu hafta boyunca tüm dünyada Glokom belirti, tanı ve tedavileri hakkında bilgilendirme faaliyetleri düzenlenmektedir.

Göz tansiyonu / Glokom nasıl oluşur?

Normalde göz içi oluşumların beslenmesi için göz içerisinde sürekli olarak bir sıvı yapılır. Bu göz içi sıvı, aynı zamanda sürekli olarak bazı kanallarla da göz dışına akıtılır. Glokom, en sık göz içi sıvısını dışarı boşaltan bu kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması nedeniyle ortaya çıkar.

Göz içi sıvısının yeterli boşalamamasına bağlı olarak göz içinde basınç yükselir ve yükselen göz içi basıncı da görmeyi sağlayan göz sinirine zarar verir. Göz sinirini oluşturan sinir lifleri yükselen göz içi basıncı nedeniyle hasar görerek yavaş yavaş öldükçe, çevreden merkeze doğru görme kaybı ortaya çıkar.

Göz sinirinin damarsal dolaşım bozukluğu ve düşük kafa içi basıncı gibi yapısal nedenlerle göz içi basıncına aşırı hassas olduğu gözlerde aynı olayın basınçta belirgin artış olmadan da gerçekleşmesi mümkündür. Sinir liflerinin zamanla tümünün hasar gördüğü ve öldüğü durumda, kalıcı total görme kaybı oluşur.

Belirtiler nelerdir?

Glokom’un en önemli özelliği, sinsi seyirli olması ve hemen hiçbir belirti vermeden, yavaş yavaş çevreden merkeze doğru görme kaybı yaratabilmesidir.

Bazı hastalarda baş ağrısı, çevrede bazı bölgeleri görememe ve göz önünde renkli ışık hareleri görme gibi bazı belirtilerin erken dönemde fark edilebilmesine karşılık, çoğu hastada belirgin görme kaybı yaratıncaya kadar hastalığın varlığı anlaşılamaz.

Bugün dünyadaki en ileri ülkelerde bile Glokom hastalarının yarısından çoğu hastalığından habersiz olarak yaşamakta, geri kalmış ülkelerde bu oranın yüzde 90’a kadar çıkabileceği düşünülmektedir.

Hangi yaş grubunda görülür?

Glokom herkeste ve her yaşta görülebilir. Çocukluk çağında, hatta doğuşta bile ortaya çıkması mümkündür. Ancak, yaş ilerledikçe görülme sıklığı belirgin olarak artar. 40 yaşın üzerinde olanlar, ailesinde Glokom bulunan kişiler, hipertansiyonu, hipotansiyonu, şeker hastalığı, miyopisi, damar hastalığı, uyku apnesi bulunanlar ve uzun süreli kortizon kullananlar Glokom’un daha sık görüldüğü riskli grupta yer alır.

Glokom hastalığının ailesel geçişinin önemli olduğu ve ailesinde göz tansiyonu bulunan kişilerin bu hastalığın görülmesi açısından normale göre 8 kata kadar daha fazla risk altında olduğu özellikle göz önünde tutulmalıdır.

Hangi sıklıkta kontrol gerekiyor?

Bugün için önerilen, herkesin 40 yaşına kadar en az 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise en az 2 yılda bir Glokom yönünden kontrolden geçmesidir. Ailesinde göz tansiyonu bulunan ve bu nedenle hastalığın daha sık görüldüğü grupta olan kişiler ile hipertansiyonu, hipotansiyonu, yüksek miyopisi, şeker hastalığı ve damar hastalığı bulunan kişilerin ise yılda bir kez düzenli olarak kontrolden geçmesi önerilir.

Glokom’da erken tanı önemli midir? 

Hastalık herhangi bir önemli belirti vermediği ve oluşan görme kaybı da geri döndürülemediği için, Glokom’da erken tanı çok önemlidir. Hastalık ne kadar erken tespit edilirse, görme kaybı da o derece az olacaktır.

Hastalığın tanısı nasıl konur?

Glokom tanısında, konunun uzmanı göz doktoru tarafından yapılan detaylı bir göz muayenesi çok önemlidir. Bu muayenede, görme keskinliğinin belirlenmesinin ve rutin göz kontrollerinin yanı sıra göz içi basıncının yani göz tansiyonunun ölçümü, göz içi sıvısının dışa boşaldığı kanalların yer aldığı bölgenin kontrolü, göz tansiyon ölçüm sonucunu etkileyen gözün saydam tabakasının kalınlığının ölçülmesi ve göz sinirinin durumunun dikkatle değerlendirilmesi büyük önem taşır. Gerektiği takdirde yapılan bilgisayarlı görme alanı, Optik Koherens Tomografi ve diğer göz siniri analiz yöntemleri de tanıda önemli rol oynar.

Göz muayenesinde genel olarak göz tansiyonu ölçüm sonucu 20 mmHg’ye kadar normal kabul edilir ve bunun üzerindeki değerler yüksek göz tansiyonu olarak değerlendirilir. Ölçülen göz tansiyon değerinin yüksek olması Glokom için önemli bir risk faktörü olmakla birlikte, Glokom tanısı için yeterli değildir. Göz tansiyonunun normalden yüksek olmasına rağmen Glokom ortaya çıkmaması veya tam tersi olarak göz tansiyonunun normal sınırlarda ölçülmesine rağmen göz siniri hassas yapıda olduğu için Glokom gelişebilmesi mümkündür.

Glokom tanısı konulabilmesi için başlangıç döneminde de olsa göz sinirinde hasar oluşumunun saptanması gerekir. Bu nedenle, muayenede göz tansiyonunun normalden yüksek olduğu veya normal olduğu halde göz sinirinin hassasiyeti nedeniyle hasar gördüğünden şüphelenilen olgularda Glokom tanısı için bilgisayarlı görme alanı, Optik Koherens Tomografi ve diğer göz siniri analiz yöntemlerine ihtiyaç duyulur.

Özellikle son yıllarda önemli gelişme gösteren Optik Koherens Tomografi yöntemi, en erken dönemden itibaren göz sinirinin hasarının varlığının ve derecesinin belirlenmesinde, ek olarak zaman içindeki değişimin saptanmasında, dolayısıyla Glokom erken tanı ve takibinde önemli bir yere sahiptir.

Göz tansiyonu tedavisi nasıl yapılır?

Göz tansiyonu tanısı konulduktan sonra bugün için tedavide amaç, göz tansiyonunu düşürerek göz sinirinin hasarını durdurmak ve görme kaybının ilerlemesini engellemektir.

Tedavi Yöntemleri:

  • İlaç tedavisi,
  • Lazer tedavisi
  • Cerrahi tedavi olarak 3’e ayrılabilir.

Bugün için genelde tanı sonrası ilk seçilen yöntemin ilaç tedavisi olmasına, ilaç tedavisine yeterli derecede yanıt vermeyen hastalarda lazer tedavisinin ya da cerrahi tedavi yöntemlerinin uygulanmasına karşılık, özellikle geç dönemde tanı konulan ya da sürekli ilaç kullanımının uygun olmadığı olgularda doğrudan lazer girişimleri ya da cerrahi yöntemler de kullanılabilir.

Glokom tedavisinde yenilikler var mı?

Glokom’da ilaç tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler sağlanmış, etkili yeni ilaçlar tedavinin başarısını büyük ölçüde artırmıştır. Bununla birlikte, ilaç tedavisinde önemli olan hastanın ilaçları sürekli olarak düzenli kullanmasıdır.

Son yıllarda ilaç kullanmak istemeyen ya da ilaçlarını düzenli kullanamayan olgularda ilk tanıda ya da erken dönemde lazer tedavisi yapılması giderek artan oranda benimsenmektedir. Çok kısa sürede ve hemen hemen hiç komplikasyon riski olmadan yapılabilecek özel bir lazer işlemiyle hastaların uzun süre ilaç kullanmaya gerek olmaksızın takip edilebilmesi, zaman içinde de gerektiğinde lazer işleminin tekrarlanabilmesi mümkün olmaktadır.

İlaç ya da lazer tedavisinin yeterli olmadığı ileri dönem Glokom olgularında uygulanabilecek cerrahi yöntemlerde de son yıllarda ilerlemeler ve çeşitlilik sağlanmıştır. Yeni geliştirilen mikroinvaziv cerrahi yöntemler, hem geleneksel glokom cerrahisi yöntemlerine göre çok daha kısa sürmekte, daha az travmatik olmaları nedeniyle daha az komplikasyon riski içermekte ve görmenin de daha kısa sürede normale dönebilmesini sağlayabilmekte hem de geleneksel cerrahi yöntemlere benzer derecede göz tansiyonunu düşürme başarısı gösterebilmektedir.

Bu yazı  Doç. Dr. Osman Oram tarafından hazırlanmıştır. 

Daha ayrıntılı bilgi için Göz Hastalıkları Bölümü ile iletişime geçebilirsiniz.