Aşı Karşıtlığı: Salgın hastlalıklar geri mi geliyor?

Aşı karşıtlığı nereden çıktı?

Bu son zamanlarda tartışılan bir konu aslında bir tür yeni akım gibi. Tarih boyunca zaman zaman ortaya çıkar. Aşı karşıtlığı sadece ülkemizde değil dünyada da yeni bir akım. Fakat kanıtların sorgulanması ile birlikte seyretmesi bizleri kaygılandırıyor.

Yani bilim insanlarını en çok kaygılandıran tarafı bu tartışmalar zaman zaman bir tür bilim karşıtlığına dönüyor.  “Nereden kanıtlanıyor?”, “Nereden biliyorsunuz?”, “Neden böyle diyorsunuz?” gibi bir dizi sorular geliyor. Sağlık otoritelerinin, hekimlerin büyük çabalarının, bilimin yüzyıllardır süren önemli katkılarının ya da birikimlerinin sorgulanması tabi hekimlerin yani meslektaşlarımın biraz zoruna gidiyor.

Gerçekten aşı nelerden koruyor, nelerden korumuyor?

Yüzde yüz koruyucu olduğu belli olan yani tartışma konusu olmayan durumlar var. Kuduz, Hepatit B, çocuk felci gibi. Ama gri alanlarda tabii tartışma yaratıyor. Örneğin; influenza aşılarının Dünya Sağlık Örgütü %60 – %70 oranında koruyucu olduğunu iddia ediyor. Daha düşük rakamlar veren çalışmalar da var. Bu çalışmaları yapmak influenza gibi virüsün çok hızlı değiştiği yani mutasyona uğradığı bir hastalıkta kolay değil. Bu değişkenlik yüzünden çok başarılı, yüzde yüz engelleyici diyebileceğimiz bir aşı henüz üretilemedi. Ama tıpkı HIV de olduğu gibi bunu yapmak isteyen gerçekten gece gündüz çalışan birçok merkez var. Sonuç olarak bir gün belki yapılacaktır.

Grip aşısı gerçekten gripten koruyor mu?

Kişilerin “grip aşısı oldum ama yine de grip oldum” söylemi %40 ihtimalle doğru olabilir. Böyle olunca insanların kafaları karışıyor, halbuki buradaki yaklaşım riskin azaltılması çerçevesindedir. Örneğin toplumsal olarak baktığımızda yüz kişi hasta oluyorsa altmışı aşılarla engellenebilir şeklinde yaklaşılır. Dolayısıyla özellikle risk grubu altında olan kimseler için aşı yaptırmak ciddi anlamda koruyucu olabilir

Hekimler de konuya bu boyuttan bakar, yani bu tür hastaları yoğun bakımda karşılayan, tedavi eden hekim grubu olduğumuz için bunu net olarak görebiliyoruz. Ama diğer yandan hem aşı oldum hem de grip oldum diyen kesim bu sorunu görmüyor. Bu yüzden çok rahat konuşabiliyorlar ama biz bunu söyleyemiyoruz. Yoğun bakımda özellikle belli grupların bu hallerini görünce aşı olmak gerekir diye söylüyoruz.

Çocukluk döneminde yapılması gereken aşılarla ilgili durum nedir?

Yakın zamana kadar bu aşıları yapmak kamu sağlığının bir parçası olarak daha çok devletin göreviydi. Bu zaten sosyal devlet çerçevesinde sorgulanmazdı. Sağlık ocaklarında tüm bu aşılar yapılırdı ve kimse de bunu sorgulamazdı. Bir çocuk aşı olurken yanındaki de olurdu, sınıflarda yapılırdı zaten. Çocuk felci bu şekilde ülkeden yok edildi, kızamık salgınları görülmez oldu, Anadolu’da aşının ulaşmadığı yerde ölümler görülüyordu onlar görülmez oldu. İnsanoğlu unuttuktan sonra yani problem artık görülmeyince, bu sefer de ne gerek var bu aşıya diye düşünmeye başlıyor.

Bir yandan da aşı artık ilaçlar gibi alınır satılır hale geldi, bu son 20 senede meydana geldi. Tıpkı tansiyon ya da baş ağrısı ilacını eczaneden alıp satar gibi bazı aşıları özellikle yetişkin yaş grubunda alıp satabiliyoruz. Bu toplumda kafa karışıklığına sebep oldu. Çünkü kişi kendi muhasebesini kendisi yapmak durumunda kaldı. Eskiden bu işi kişi adına devlet yapıyordu. Şimdi kişinin bu konudaki kararı kendinde olunca “Acaba alsam mı, almasam mı?” düşünceleri de başlamış oldu.

Kişinin aşı uygulamasını reddetme hakkı var mı?

Şu anda Türkiye’de kişinin böyle bir hakkı var. Ama vazgeçilme durumu da söz konusu.  Mesela İtalya, Almanya gibi ülkeler bu sistemden vazgeçiyor. Eğer çocuğun aşısı tam değilse okullara almıyorlar. İnsan hakları kapsamında herkes buna karar verebilir düşüncesinden vazgeçmeye başladılar. Çünkü kızamık salgınları oluşmaya başladı. Şu anda Dünya Sağlık Örgütü birçok yerde kızamık salgını oluşmasından korkuyor. Gerçekten de Kongo’da, Pasifik’te birçok yerde yüzlerce kişi öldü. Gelişmiş ülkelerde de salgınlar oldu insanlar hastalandı ama yine bu yoksul ülkeleri daha çok etkiledi. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü uyarıyor. Kızamık salgını uyarılır duruma geldi ve 2019 yılını kapatırken kızamıkta rekor sayıda hasta ve ölüm var.

Çocuklara menenjit aşısı yapılmalı mı?

Türkiye Sağlık Bakanlığı’nın programında menenjit aşısı mevcut bir aşı, yani öneriliyor. Menenjit bizim için aktüel olarak var olan bir risk değil. Ancak açıkçası kişilerin büyüdükleri zaman yapacakları seyahat ya da göç hareketleri düşünülürse bu aşının yapılmasında yarar var.  Sonuç olarak menenjit aşısı tüm ülkelerde ve Türkiye’de de öneriliyor.

Göçler salgın hastalıklara sebep olur mu?

İnsanlarda büyük bir hareketlilik var. Demografiye bakarsak ülkece çok farklı kesimlerden göç alıyoruz. Göç eden kişiler aşılı değillerse orada başlayacak bir salgın çok hızlı yayılabilir ve aşılanmamış yerli insanlar dahil herkesi etkileyebilir.

Bu nedenle tarih boyunca bu anlamda en hareketli demografik yapıya sahip ülkelerden biri olduğumuz için daha temkinli olmalıyız. Batı ülkelerinin bakış açısıyla baksaydık aşıya burada daha da önem verilirdi. Tartışılır bir şey olmaktan çıkardı. Ancak biz eğer isteğe kalırsa, aşı karşıtlığı olan ve aşılanma oranımız oldukça düşük bir ülkeyiz.

Türkiye’de aşılanma oranı ne kadar?

Türkiye’de en son nüfus çalışmalarının bildirdiği rakama göre çocukluklarda aşılanması gereken popülasyonun %67’si aşılanmış durumda. Çocukluk çağı aşılarında %73’ten düşülmüş bu orana. Muhtemelen bu tartışmalar sebebiyle bir azalma mevcut. Örneğin yine bir ölçüt olarak, influenza aşısı… Türkiye’de aşılanma oranı en fazla maksimum %5’ken, Almanya’da Fransa’da %50 – %60 civarında.

Bu yazı Prof. Dr. Önder Ergönül tarafından hazırlanmıştır. 

Daha ayrıntılı bilgi için Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü ile iletişime geçebilirsiniz.